6 Mart 2014 Perşembe
26 Şubat 2014 Çarşamba
24 Şubat 2014 Pazartesi
20 Şubat 2014 Perşembe
https://www.youtube.com/watch?v=ViTgni42xTs
Selamlar :) geçenlerde bu filmi izledim. ''Pi'nin Yaşamı'' filmi gerçekten güzeldi.. hala izlemeyenler varsa izleyin bence ve filmdeki sembollere ipuçlarına verilmek istenen mesajlara dikkat :)
12 Şubat 2014 Çarşamba
4 Şubat 2014 Salı
22 Eylül 2012 Cumartesi
ŞİMDİ TAM ZAMANI! EVET ŞİMDİ TAM ZAMANI!
| Şimdi tam zamanı ! Dedim kendime bugün. Önce kalktım, oturduğum yerden. Sonra ilk kez açtım gözlerimi dünyaya. Şaşırdım. Derin bir nefes aldım. "Ben"le doldurdum, kaybettiğim bedenimi. Ve aynı koltuğa ilk kez oturdum. İlk kez gördüm, her gün baktığım bilgisayar ekranını. Meraklandım. Birdenbire her yanımı saran enerjiden korktum, Sonra sevdim onu. Ve onunla birlikte "ben"i. Bana yabancı "ben"i. Peki ya siz? Ne zamandır sürdürmektesiniz, yüzyıllık uykunuzu? Ne zamandır boşvermişliğin karşı konulmaz çekimiyle kovalıyorsunuz günleri? Ve uyanmaya değil, yeniden uyumaya açıyorsunuz gözlerinizi her sabah? Çoook uzun zamandır, değil mi? Her sabah, bir ertesine "erteliyorsunuz" planlarınızı. Hiç gelmeyecek işaretleri bekliyorsunuz, silkinmek için. Uzayda salınan bir cisim gibi hissediyorsunuz kendinizi. Ve gizli gizli zevk alıyorsunuz, "bekleme odası"ndaki yaşantınızdan. Çünkü korkuyorsunuz. Düşlere sizden başka kimse dokunamazken, Eylemlere dokunurlar, diye korkuyorsunuz. Beklemek umutları cam fanusta tutarken, Hareket onları yok eder, diye korkuyorsunuz. Ve itiraf edemiyorsunuz bir türlü:Siz hayallerinizin, sizden büyük olması olasılığından kaçıyorsunuz. Üstelik bahaneniz de hazır şu sıralar. Bahar yorgunusunuz işte. Havalar bir düzelsin, siz de düzeleceksiniz. Güneş bir çıksın, dayanacaksınız patronun kapısına, Anlatacaksınız koskoca planlarınızı. Tatil ilanları gazetelerde çıkmaya görsün, Ne zamandır isteyip bir türlü el süremediğiniz kitabın kapağını açacaksınız. Ve o zaman, çiçekler açtığı zaman başlayacaksınız "siz" olmaya. Değil, mi? Artık değil. Çünkü artık havalar düzeldi. Güneş pırıl pırıl gökyüzünde. Çiçekler bahçeleri kapladı bile. Okuma listenizin başındaki kitap ikinci baskısını yaptı. Ve siz, "siz"i kaybedecek kadar çok beklediniz. O zaman aynayı alın elinize şimdi. Alın da görün önce güzel gözlerinizi, ardından içlerindeki pırıltıyı. Görün de yakalayın, kaybettiğiniz zamanı. Ve başlayın da yaşamaya, Siz de anlatan olun, "bekleyenler"in hikayelerini... |
| Yazan : NAGEHAN ALÇI |
UNUTKANLIĞA KARŞI ÇAĞRIŞIM KODLAMASI
Modern yaşam hafızamıza adeta meydan okuyor. Akılda tutulması gerekenler listesine her gün yenileri ekleniyor. Önemli bilgileri hatırlayamamak gibi bir sorununuz varsa çağrışım kodlaması ile bu sorunu tamamen unutabilirsiniz.
YEDİ CÜCELER ŞİFRENİZİ HATIRLAMANIZA YARDIM EDEBİLİR
Süpermarkete gittiniz, ama alışveriş listesini evde unuttuğunuzu fark ettiniz. Ya da kredi kartınızın şifresi bir türlü aklınıza gelmedi. İşte bu gibi durumlara düşmemek için bazı teknikler var.
Elektronik posta adresininizin şifresini ya da yakınlarınızın doğum günlerini hatırlamak için birkaç değişik metot bulunuyor. Bonn Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Nörolog Christian Elger, dahi olmayanların günlük yaşamlarında nasıl her şeyi daha iyi hatırlayabileceğini şöyle açıklıyor:
"Eğer çok karmaşık şeyleri aklınızda tutmanız gerekiyorsa, bu en iyi çağrışımlar sayesinde mümkün olabilir. Örneğin alışveriş listesini evde unuttuysanız, gözlerinizi kapatıp evde nasıl temizlik yaptığınızı düşünün. O zaman aklınıza temizlik için ihtiyacınız olan ürünler gelecektir ve tabii bununla birlikte hangisinin evde eksik olduğu da. Bu şekilde unuttuklarınızı kolayca hatırlayabilirsiniz."
ÇAĞRIŞIM KODLAMASI
Sadece günlük yaşamda değil, çağrışımlar sayesinde hatırlama tekniğini tüm matematikçiler kullanıyor. 8 kez Dünya Matematik Şampiyonu olan Gert Mittring de bunlardan biri. Mittring, çağrışım kurarken yaratıcı ve kişisel davranılmasını öneriyor ve "Böylece beyindeki algılama ve hatırlama faaliyetlerini düzenleyen gri hücreler, daha fazla çalıştırılabiliyor" diyor.
Mittring, "Olaylar ile kendi karar, hobi veya daha da güzeli kendi özel ilgi alanlarınız arasında bir bağlantı kurabilirsiniz. Örneğin ilgi alanınız astronomi ise, bu alandaki bilgileri çağrışım oluşturmak için kullanabilirsiniz. Benim işim sayılarla ilgili olduğu için ben de onların özelliklerini çağrışım olarak kullanmaya çalışıyorum. Bu çok yaygın bir teknik değil. Örneğin 251 sayısını hatırlamam gerekiyorsa, o zaman şu bağantıyı oluşturuyorum: Binin dörtte birinden büyük, en küçük sayı diye bir mesaj bırakıyorum hafızama" diye konuşuyor.
SAYILARDAN HİKAYE OLUŞTURMAK
Gerçi Mittring bu tarz bir çağrışımın birçok insan için uygun olmadığını öne sürüyor. Ünlü matematikçi "Dünya Şampiyonu ile Hesap" adlı çıkardığı kitabında ise normal zekaya sahip insanlar için bazı tüyolar veriyor. Örneğin unutulmaması gereken karmaşık bir şifreniz varsa, sayılarla hikaye oluşturmak iyi bir çözüm olabilir.
Mittring'e göre diyelim ki 047 kombinasyonunu hatırlamak zorundasınız. O zaman 0 rakamı, size en kolay kahvaltı yumurtasını, 4 rakamı, dört yapraklı yoncayı ve 7 rakamı da yedi cüceleri çağrıştırıyor. Bu çağrışımlardan "Kahvaltı yumurtası dört yapraklı yoncanın üzerindeki yedi cücelerin yanında duruyor" diye bir hikaye çıkarılarak, şifreyi hatırlamak kolaylaştırılabiliyor.
Ancak bunun dışında da çağrışım teknikleri bulunuyor. Nörolog Elger, yine beyindeki gri hücreleri daha çok çalıştıran bir Loci tekniğini öneriyor:
"Uzun süren karmaşık bir proje, olay ya da sorun söz konusu ise o zaman sanal tekniği önerebilirim. Yani gözlerinizi kapayın ve düşünerek kendi evinizin içinde dolaşın. Bu esnada her köşeye kafanızda bir belge yerleştirin. Böylece daha sonra bu belgeleri doğru sıra ile hatırlamanız mümkün olacaktır."
DUYGULARLA ÇAĞRIŞIM
Önemli şeyleri hatırlamak için bir başka önemli çağrışım tekniği daha var. Nöroloji uzmanı Doktor Elger'e göre hatırlanılması gereken olgu veya bilgi ile duygusal bir bağlantı kurulursa, bu bilgileri sürekli hatırlamak çok kolay olacaktır.
Elger, "Duygular sayesinde bilgileri hafızanıza kazıyabilirsiniz. Bu genelde hepimizin bilinçiz olarak zaten yaptığı bir şeydir. Hayatımızda olumlu ya da olumsuz büyük bir öneme sahip olan şeyleri, çok daha iyi hatırlarız. Evlendiğimiz gün ya da önemli bir doğum günümüz ya da 11 Eylül terör saldırısı gibi. Örneğin o gün saldırı haberini öğrendiğinde ya da televizyonda gördüğünde nerede olduğunu hatırlamayan, çok az insan vardır" diye konuşuyor.
Güçlü duyguların matematikçilerin en büyük yardımcısı olduğunu söyleyen Mittring de kredi kartı şifrenizi unutmamanın en iyi yolunun bu üç çağrışım seçeneği olduğunu ileri sürüyor. Mittring beyin antrenmanı yapıp onu formda tutmak için de "İddialı araştırmalar hakkında bir şeyler okuyup çevrenizdeki kişilerle bu konular üzerine tartışın" önerisinde bulunuyor.
YEDİ CÜCELER ŞİFRENİZİ HATIRLAMANIZA YARDIM EDEBİLİR
Süpermarkete gittiniz, ama alışveriş listesini evde unuttuğunuzu fark ettiniz. Ya da kredi kartınızın şifresi bir türlü aklınıza gelmedi. İşte bu gibi durumlara düşmemek için bazı teknikler var.
Elektronik posta adresininizin şifresini ya da yakınlarınızın doğum günlerini hatırlamak için birkaç değişik metot bulunuyor. Bonn Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Nörolog Christian Elger, dahi olmayanların günlük yaşamlarında nasıl her şeyi daha iyi hatırlayabileceğini şöyle açıklıyor:
"Eğer çok karmaşık şeyleri aklınızda tutmanız gerekiyorsa, bu en iyi çağrışımlar sayesinde mümkün olabilir. Örneğin alışveriş listesini evde unuttuysanız, gözlerinizi kapatıp evde nasıl temizlik yaptığınızı düşünün. O zaman aklınıza temizlik için ihtiyacınız olan ürünler gelecektir ve tabii bununla birlikte hangisinin evde eksik olduğu da. Bu şekilde unuttuklarınızı kolayca hatırlayabilirsiniz."
ÇAĞRIŞIM KODLAMASI
Sadece günlük yaşamda değil, çağrışımlar sayesinde hatırlama tekniğini tüm matematikçiler kullanıyor. 8 kez Dünya Matematik Şampiyonu olan Gert Mittring de bunlardan biri. Mittring, çağrışım kurarken yaratıcı ve kişisel davranılmasını öneriyor ve "Böylece beyindeki algılama ve hatırlama faaliyetlerini düzenleyen gri hücreler, daha fazla çalıştırılabiliyor" diyor.
Mittring, "Olaylar ile kendi karar, hobi veya daha da güzeli kendi özel ilgi alanlarınız arasında bir bağlantı kurabilirsiniz. Örneğin ilgi alanınız astronomi ise, bu alandaki bilgileri çağrışım oluşturmak için kullanabilirsiniz. Benim işim sayılarla ilgili olduğu için ben de onların özelliklerini çağrışım olarak kullanmaya çalışıyorum. Bu çok yaygın bir teknik değil. Örneğin 251 sayısını hatırlamam gerekiyorsa, o zaman şu bağantıyı oluşturuyorum: Binin dörtte birinden büyük, en küçük sayı diye bir mesaj bırakıyorum hafızama" diye konuşuyor.
SAYILARDAN HİKAYE OLUŞTURMAK
Gerçi Mittring bu tarz bir çağrışımın birçok insan için uygun olmadığını öne sürüyor. Ünlü matematikçi "Dünya Şampiyonu ile Hesap" adlı çıkardığı kitabında ise normal zekaya sahip insanlar için bazı tüyolar veriyor. Örneğin unutulmaması gereken karmaşık bir şifreniz varsa, sayılarla hikaye oluşturmak iyi bir çözüm olabilir.
Mittring'e göre diyelim ki 047 kombinasyonunu hatırlamak zorundasınız. O zaman 0 rakamı, size en kolay kahvaltı yumurtasını, 4 rakamı, dört yapraklı yoncayı ve 7 rakamı da yedi cüceleri çağrıştırıyor. Bu çağrışımlardan "Kahvaltı yumurtası dört yapraklı yoncanın üzerindeki yedi cücelerin yanında duruyor" diye bir hikaye çıkarılarak, şifreyi hatırlamak kolaylaştırılabiliyor.
Ancak bunun dışında da çağrışım teknikleri bulunuyor. Nörolog Elger, yine beyindeki gri hücreleri daha çok çalıştıran bir Loci tekniğini öneriyor:
"Uzun süren karmaşık bir proje, olay ya da sorun söz konusu ise o zaman sanal tekniği önerebilirim. Yani gözlerinizi kapayın ve düşünerek kendi evinizin içinde dolaşın. Bu esnada her köşeye kafanızda bir belge yerleştirin. Böylece daha sonra bu belgeleri doğru sıra ile hatırlamanız mümkün olacaktır."
DUYGULARLA ÇAĞRIŞIM
Önemli şeyleri hatırlamak için bir başka önemli çağrışım tekniği daha var. Nöroloji uzmanı Doktor Elger'e göre hatırlanılması gereken olgu veya bilgi ile duygusal bir bağlantı kurulursa, bu bilgileri sürekli hatırlamak çok kolay olacaktır.
Elger, "Duygular sayesinde bilgileri hafızanıza kazıyabilirsiniz. Bu genelde hepimizin bilinçiz olarak zaten yaptığı bir şeydir. Hayatımızda olumlu ya da olumsuz büyük bir öneme sahip olan şeyleri, çok daha iyi hatırlarız. Evlendiğimiz gün ya da önemli bir doğum günümüz ya da 11 Eylül terör saldırısı gibi. Örneğin o gün saldırı haberini öğrendiğinde ya da televizyonda gördüğünde nerede olduğunu hatırlamayan, çok az insan vardır" diye konuşuyor.
Güçlü duyguların matematikçilerin en büyük yardımcısı olduğunu söyleyen Mittring de kredi kartı şifrenizi unutmamanın en iyi yolunun bu üç çağrışım seçeneği olduğunu ileri sürüyor. Mittring beyin antrenmanı yapıp onu formda tutmak için de "İddialı araştırmalar hakkında bir şeyler okuyup çevrenizdeki kişilerle bu konular üzerine tartışın" önerisinde bulunuyor.
ACİL ENERJİ DESTEĞİ İÇİN 10 ÖNERİ
Enerjinizi yüksek tutmak için egzersiz yapmak ve yeterince uyumak gibi yapabileceğiniz bir sürü şey var. Fakat, daha fazla enerjiye ihtiyacınız varsa ne yapabilirsiniz? The Huffington Post’ta yer alan habere göre, bu stratejileri deneyebilirsiniz:
1. Güneşi görünce dışarı çıkın: Işık yoksunluğu insanı yorgun hissettiren nedenlerden biridir. Araştırmacılar, ışığın ruh halini iyileştiren beyin kimyasallarını harekete geçirdiğini söylüyorlar. Ekstra destek için, sabah ilk işiniz güneşle buluşmak olsun.
2. Tempolu bir yürüyüş yapın: Hatta 10 dakikalık bir yürüyüş bile size enerji dalgası verebilir ve tansiyonunuzu düşürebilir.
3. Enerjik rolü yapın: Çabuk çabuk hareket ederek iş yapın, hatta telefonda konuşurken bile yürüyün, sesinize enerji katın. Enerjiniz çokmuş gibi davranın.
4. En sevdiğiniz enerjik şarkıyı dinleyin: Müzik anlık çıkışlar verir.
5. Enerjik bir arkadaşınızla konuşun: Sadece bizim enerjimiz diğer insanlarla etkileşime girmez, aynı zamanda onların duygularını da yakalar, enerjilerini alırız. Taşkın bir arkadaşınızın enerjisini yakalayarak, ferahlamaya çalışın.
6. Yapılacaklar listenizdeki bir maddeyi başarıyla bitirin: Markete gitmeniz, arkadaşınıza ev yapımı bir hediye hazırlamanız, bir akrabanızla telefon görüşmesi yapmanız gerekebilir. Bunları gerçekleştirirken sorun yaşıyorsanız, sabah ilk iş olarak bunları yapmayı deneyin. Bir gece önceden, neyi yapacağınıza karar verin, sonra uyanın ve onu yapın.
7. Temizlik yapın: Birçok insan için, evinin düzeni kendi iç sakinliğine katkıda bulunuyor. Kendinizi bunalmış ve neşesiz hissederseniz, evi toparlamayı deneyin. Dip köşe temizlik yapmayın, sadece üstten bir toparlayın.
8. Zıplayın: Birkaç kez aşağı ve yukarı zıplayın. Enerjinizin artmasına yardımcı olacağından emin olun.
9. Yemek yemeyi deneyin: İnsanlar düşük olan enerjilerini artırmak için sık sık değişik yiyecekleri deniyor. Gerçekten açsanız, bu yardımcı olabilir. Eğer aç değilseniz, dondurma yemek ciddi anlamda yardımcı olmayacaktır.
10. Durgun olmayı bırakın: Bu yıl yeni yıl kartları hazırlamayacak mısınız? Bayram geldiğince özel yemekler yaptınız mı? Tüm bunları ertelemeyin. Bayram ve özel gün gelenekleri harikadır ve insana enerji verir.
1. Güneşi görünce dışarı çıkın: Işık yoksunluğu insanı yorgun hissettiren nedenlerden biridir. Araştırmacılar, ışığın ruh halini iyileştiren beyin kimyasallarını harekete geçirdiğini söylüyorlar. Ekstra destek için, sabah ilk işiniz güneşle buluşmak olsun.
2. Tempolu bir yürüyüş yapın: Hatta 10 dakikalık bir yürüyüş bile size enerji dalgası verebilir ve tansiyonunuzu düşürebilir.
3. Enerjik rolü yapın: Çabuk çabuk hareket ederek iş yapın, hatta telefonda konuşurken bile yürüyün, sesinize enerji katın. Enerjiniz çokmuş gibi davranın.
4. En sevdiğiniz enerjik şarkıyı dinleyin: Müzik anlık çıkışlar verir.
5. Enerjik bir arkadaşınızla konuşun: Sadece bizim enerjimiz diğer insanlarla etkileşime girmez, aynı zamanda onların duygularını da yakalar, enerjilerini alırız. Taşkın bir arkadaşınızın enerjisini yakalayarak, ferahlamaya çalışın.
6. Yapılacaklar listenizdeki bir maddeyi başarıyla bitirin: Markete gitmeniz, arkadaşınıza ev yapımı bir hediye hazırlamanız, bir akrabanızla telefon görüşmesi yapmanız gerekebilir. Bunları gerçekleştirirken sorun yaşıyorsanız, sabah ilk iş olarak bunları yapmayı deneyin. Bir gece önceden, neyi yapacağınıza karar verin, sonra uyanın ve onu yapın.
7. Temizlik yapın: Birçok insan için, evinin düzeni kendi iç sakinliğine katkıda bulunuyor. Kendinizi bunalmış ve neşesiz hissederseniz, evi toparlamayı deneyin. Dip köşe temizlik yapmayın, sadece üstten bir toparlayın.
8. Zıplayın: Birkaç kez aşağı ve yukarı zıplayın. Enerjinizin artmasına yardımcı olacağından emin olun.
9. Yemek yemeyi deneyin: İnsanlar düşük olan enerjilerini artırmak için sık sık değişik yiyecekleri deniyor. Gerçekten açsanız, bu yardımcı olabilir. Eğer aç değilseniz, dondurma yemek ciddi anlamda yardımcı olmayacaktır.
10. Durgun olmayı bırakın: Bu yıl yeni yıl kartları hazırlamayacak mısınız? Bayram geldiğince özel yemekler yaptınız mı? Tüm bunları ertelemeyin. Bayram ve özel gün gelenekleri harikadır ve insana enerji verir.
12 Eylül 2012 Çarşamba
11 Eylül 2012 Salı
10 Eylül 2011 Cumartesi
Git-me
Sen gittiğinde,
...sonbahar tüm hüznü ile çöker omuzlarımın üstüne, Yapraklar sararır birdenbire, dökülür hüzünlü omuzlarımdan kırık kalbimin derinliklerine. Yabancı dilde söylenen bir tangonun anlaşılır hisleri eşe geçirir ruhumu, sessizce... Omuzlarımın umutsuz direnişinde, seninle birlikte sensiz, sonsuzluğa düşerim. Pencereler kapatır göz kapaklarımın önünü. Gözlerim duymaz olur. Sesin zaten görülmez... Oysa sen yankılanırsın uzaklardan kopup gelen yüzünün izinde... Beni bana taşıyan bin türlü aşk tarifinde...
Bir koku hediye kalır sen gittiğinde...
Sensizlik kokusu kaplar evleri, sokakları, bu yalnız, bu terkedilmiş, bu ürkek şehrin şu yalnızlık havasını. Yanımdan geçen her kadının kokusu sensizliği taşır bana. Sensizlik ağırdır, sensizlik uzundur, sensizlik zordur. Sokaklar boş, sözler boş, şehir boş, her şey boşalır... Bir sessizlik çöker artık ihtiyar adımlarıma. Gençlik ağır gelir sensizlik sınırlarında. Gemiler vardır sana doğru gelen, trenler, uçaklar, arabalar... Bir de “ah bir çalsa..” dediğim telefonlar. Sesinin o sarı hasreti. Uzaktan kopup gelmesini beklediğim o bir çift sözün hasreti. “Seni seviyorum” dediğin o sessizliklerin hasreti...
Ağzından çıkan her kelimenin pastel rengini özlerim, omuzlarının utangaç duruşunu, soğuk havalarda hoyratça ellerini tutşumu.
...seni özlerim, sensiz sessizliğimde.
Sen gittiğinde, durur zaman.
Güneş, ay, bulutlar öylece durur. Dalgalar durur, rüzgârlar durur, insanlar durur. Ben durmam.
...ben seni özleyemeye devam ederim. Durmadan, bıkmadan, usanmadan döneceğin günü beklerim. Bulutlara takılırım, güneşle şakalaşır, dolunayda gölgeni ararım. Dalgalar bir türlü yazıp sana atamadığım şişelerin hesabını sorar, rüzgârlar kolumdan tutup beni sana taşımaya kalkar, çok geçmeden insanlar ne doluğunu anlamaya başlar. Sen, acımasız zamanı da beraberinde götürürsün. Tüm saatler, dakikalar, saniyeler saygıyla geleceğin günü bekler.
Bende beklerim.
...sensiz zamanı bensiz geçiririm.
Sen gittiğinde uçan bir halı ile düşlerine konuk olurum.
Kendi rüyalarımdan seninkilere bir masal pensi olarak patika bir yol bulurum. Uykularımda sana koştuğum için sensizken hep seninle uyurum. Göz kapaklarım sana açılan mağaranın iki serserisi, iki bekçisi, 40 Haramiler’in son ikisidir... Geceleri içine düştüğüm karanlıklar sana açılan aydınlıkların habercisidir. Sensiz, tarih yazılı masallardan ibarettir. Sensizliğin en büyük dostu, geceleri bir masal prensesini uçan bir halı prensine taşıyan saliselerdir.
Sen gittiğinde kırmızı bir mühür vurulur hayatı(mı)n üzerine.
Sen gelene kadar “tadilat nedeni ile kapalı(yız)dır” kalpler. Ruh dünyalarında yıllık sayımlar yapılır. Yediğim her şey seninle çarpılır, duyduğum her heyecan sana bölünür. Seni düşünmediğim her an benden çıkartılır, beni düşündüğüm her an seninle toplanır. Ve sonuç hep “sen” çıkar. Bir tek “sen”in sağlaması beni “ben” yapar.
Yolumu eşkiyalar keser sen gittiğinde.
Hayat daha zor geçer. Beyaz yalanlar, maskeli süvariler, boş bedenler sen gelen kadar kapımın önünde nöbet bekler. Dostluklar ağır bir yüktür. Sana anlatılacak anlamlı anlamsız çok şey vardır. Sözcüklerin içi çok daha çabuk boşalır. Ve kafama düşünülmemesi gereken, bir çöp torbası dolu fuzuli düşünce takılır. Suskunluklar daha bir anlam kazanır. Sen görmezsin, sen bilmezsin, eminin hissetmezsin...
Sensizken beni taşımak her zamankinden daha zorlaşır.
Sen gittiğinde,
Gündüzleri sokak lambaları sanki hiç sönmüyor ve geceler zifiri karanlıkta geçiyor. Nefes alınmıyor, yalnızca veriliyor. Arabalar duruyor, yollar hareket ediyor. Güneş dünyanın etrafında dönüyor, dünya ayın çekim alanına giriyor. Kumlar denizleri kaplıyor, yunuslar toplu intiharlarla kendilerini kumsallara vuruyor. Karada yenilen vurgunlara derin düşüncelerde sıhhat bulunuyor. Sonbaharı yaz takip ediyor, yaz sonrası ilkbahar geliyor. Her kar yağdığında güneş açıyor ve güneşli havalarda beni en çok sensizlik donduruyor.
Bir yara açılır içimde, senin her gidişinde.
Çaresiz bir hayat mahkumu...
Umutsuz bir yalan taciri belirir o derin yaranın içinde. Ruh avcısı olurum, beden simsarı...
Sensizlik alıp sensizlik satarım. Başkalarında hep seni ararım. Kaçayım derken yine sana yakalanırım. Kan kaybı değil, sensizlik çektiğim. En çaresiz anlarımda yani sen kaybından ruhumu teslim etmek üzereyken senden gelen bir kart beni yine bana, telefondaki sesin beni yine sana taşır. Bir hayal mahkumunu siyah beyaz flu bir fotoğraf karesi tekrar hayatla tanıştırır.
Sen gittiğinde, ben de giderim.
Gittiğin uzaklıkların tam tersinde sana ulaşmaya çalışır, kendime yenilirim. Utanmak gelmez aklıma her gördüğüm cansız ruha seni sorarım. Tanımazlar seni. Oysa beni görenler senin de varlığını anlar. Kimlik kartı olarak seni taşırım. Umulmadık çevirmelerde kolluk kuvvetlerine seni takdim eder, iş başvurularına imzayı hep “sen” diye atarım. Doktorlar sıhhatimi öğrenmek için seni dinlerle. Senin adına öksürmemi, ağzımı açtırdıklarında derinliklerimde seni görmek isterler. Tüm tahlil sonuçları sen çıkar.
Danışmalara seni rehin bırakırım. Çıkışta seni ceketimin iç cebine koyarım. Kalbimin üzerinde sen durursun. Biliyor musun benim varlığımı bana, en iyi sen kanıtlıyorsun.
Sen gittiğinde, söz de bitiyor.
...ve sensizlik, senin kadar ağır geliyor.
Bir koku hediye kalır sen gittiğinde...
Sensizlik kokusu kaplar evleri, sokakları, bu yalnız, bu terkedilmiş, bu ürkek şehrin şu yalnızlık havasını. Yanımdan geçen her kadının kokusu sensizliği taşır bana. Sensizlik ağırdır, sensizlik uzundur, sensizlik zordur. Sokaklar boş, sözler boş, şehir boş, her şey boşalır... Bir sessizlik çöker artık ihtiyar adımlarıma. Gençlik ağır gelir sensizlik sınırlarında. Gemiler vardır sana doğru gelen, trenler, uçaklar, arabalar... Bir de “ah bir çalsa..” dediğim telefonlar. Sesinin o sarı hasreti. Uzaktan kopup gelmesini beklediğim o bir çift sözün hasreti. “Seni seviyorum” dediğin o sessizliklerin hasreti...
Ağzından çıkan her kelimenin pastel rengini özlerim, omuzlarının utangaç duruşunu, soğuk havalarda hoyratça ellerini tutşumu.
...seni özlerim, sensiz sessizliğimde.
Sen gittiğinde, durur zaman.
Güneş, ay, bulutlar öylece durur. Dalgalar durur, rüzgârlar durur, insanlar durur. Ben durmam.
...ben seni özleyemeye devam ederim. Durmadan, bıkmadan, usanmadan döneceğin günü beklerim. Bulutlara takılırım, güneşle şakalaşır, dolunayda gölgeni ararım. Dalgalar bir türlü yazıp sana atamadığım şişelerin hesabını sorar, rüzgârlar kolumdan tutup beni sana taşımaya kalkar, çok geçmeden insanlar ne doluğunu anlamaya başlar. Sen, acımasız zamanı da beraberinde götürürsün. Tüm saatler, dakikalar, saniyeler saygıyla geleceğin günü bekler.
Bende beklerim.
...sensiz zamanı bensiz geçiririm.
Sen gittiğinde uçan bir halı ile düşlerine konuk olurum.
Kendi rüyalarımdan seninkilere bir masal pensi olarak patika bir yol bulurum. Uykularımda sana koştuğum için sensizken hep seninle uyurum. Göz kapaklarım sana açılan mağaranın iki serserisi, iki bekçisi, 40 Haramiler’in son ikisidir... Geceleri içine düştüğüm karanlıklar sana açılan aydınlıkların habercisidir. Sensiz, tarih yazılı masallardan ibarettir. Sensizliğin en büyük dostu, geceleri bir masal prensesini uçan bir halı prensine taşıyan saliselerdir.
Sen gittiğinde kırmızı bir mühür vurulur hayatı(mı)n üzerine.
Sen gelene kadar “tadilat nedeni ile kapalı(yız)dır” kalpler. Ruh dünyalarında yıllık sayımlar yapılır. Yediğim her şey seninle çarpılır, duyduğum her heyecan sana bölünür. Seni düşünmediğim her an benden çıkartılır, beni düşündüğüm her an seninle toplanır. Ve sonuç hep “sen” çıkar. Bir tek “sen”in sağlaması beni “ben” yapar.
Yolumu eşkiyalar keser sen gittiğinde.
Hayat daha zor geçer. Beyaz yalanlar, maskeli süvariler, boş bedenler sen gelen kadar kapımın önünde nöbet bekler. Dostluklar ağır bir yüktür. Sana anlatılacak anlamlı anlamsız çok şey vardır. Sözcüklerin içi çok daha çabuk boşalır. Ve kafama düşünülmemesi gereken, bir çöp torbası dolu fuzuli düşünce takılır. Suskunluklar daha bir anlam kazanır. Sen görmezsin, sen bilmezsin, eminin hissetmezsin...
Sensizken beni taşımak her zamankinden daha zorlaşır.
Sen gittiğinde,
Gündüzleri sokak lambaları sanki hiç sönmüyor ve geceler zifiri karanlıkta geçiyor. Nefes alınmıyor, yalnızca veriliyor. Arabalar duruyor, yollar hareket ediyor. Güneş dünyanın etrafında dönüyor, dünya ayın çekim alanına giriyor. Kumlar denizleri kaplıyor, yunuslar toplu intiharlarla kendilerini kumsallara vuruyor. Karada yenilen vurgunlara derin düşüncelerde sıhhat bulunuyor. Sonbaharı yaz takip ediyor, yaz sonrası ilkbahar geliyor. Her kar yağdığında güneş açıyor ve güneşli havalarda beni en çok sensizlik donduruyor.
Bir yara açılır içimde, senin her gidişinde.
Çaresiz bir hayat mahkumu...
Umutsuz bir yalan taciri belirir o derin yaranın içinde. Ruh avcısı olurum, beden simsarı...
Sensizlik alıp sensizlik satarım. Başkalarında hep seni ararım. Kaçayım derken yine sana yakalanırım. Kan kaybı değil, sensizlik çektiğim. En çaresiz anlarımda yani sen kaybından ruhumu teslim etmek üzereyken senden gelen bir kart beni yine bana, telefondaki sesin beni yine sana taşır. Bir hayal mahkumunu siyah beyaz flu bir fotoğraf karesi tekrar hayatla tanıştırır.
Sen gittiğinde, ben de giderim.
Gittiğin uzaklıkların tam tersinde sana ulaşmaya çalışır, kendime yenilirim. Utanmak gelmez aklıma her gördüğüm cansız ruha seni sorarım. Tanımazlar seni. Oysa beni görenler senin de varlığını anlar. Kimlik kartı olarak seni taşırım. Umulmadık çevirmelerde kolluk kuvvetlerine seni takdim eder, iş başvurularına imzayı hep “sen” diye atarım. Doktorlar sıhhatimi öğrenmek için seni dinlerle. Senin adına öksürmemi, ağzımı açtırdıklarında derinliklerimde seni görmek isterler. Tüm tahlil sonuçları sen çıkar.
Danışmalara seni rehin bırakırım. Çıkışta seni ceketimin iç cebine koyarım. Kalbimin üzerinde sen durursun. Biliyor musun benim varlığımı bana, en iyi sen kanıtlıyorsun.
Sen gittiğinde, söz de bitiyor.
...ve sensizlik, senin kadar ağır geliyor.
28 Ağustos 2011 Pazar
dücane cündioğlu
Sen hiç istemedin ki dostum!
"Çok istiyorum ama olmuyor" dedi delikanlı. "Ne yapsam olmuyor. İnanınız, elimden geleni yaptığım hâlde olmuyor."
"Sen istemek nedir hiç bilmiyorsun ki!" diye cevap verdi yaşlı adam, hafifçe sesini kısarak. "Gerçekten isteseydin olurdu. Evet, hiç boşuna yorma kendini! İsteseydin, eğer gerçekten isteseydin, olmak istediğin, olmasını istediğin olurdu. Olmadığına göre sen henüz istememişsin demektir."
"İstemek, birşeyin olmasını istemek, gerçekten istemek nedir o hâlde?" diye saf saf sordu genç.
VE suâlinin cevabı hemen geldi:
— "İstemek, olmayı istediğin, olmasını istediğin şey için ölmeyi göze almak, ölecek kadar istemek, hatta olmak için, olması için ölmek demek."
İstemek, birşeyin olmasını istemek, onu dilemek, onu arzulamak: tutkuyla, hırsla, ihtirasla onun olması için yanıp tutuşmak demek.
Ah ne zordur istemek? İstek sahibi olmak... tutku sahibi olmak... tutmak için tutuşmak... tutmak uğruna tutuşmak... tutuşmak pahasına tutmak.... tutarken ve sırf tuttuğu için tutuşmak... yanmak yani... olmak için ölmek... ölmedikçe olmayacağına, olunamayacağına inanmak...
İstemek... birşeyin olmasını istemek... olmayı istemek...
Yani?
İstemek 'bedel ödemek' demek. Bedelini hesap etmeksizin istemek demek. Bedeli ne olursa olsun istemek demek. İsteğin şiddeti arttıkça ödenecek bedelin miktarının da artacağını bilmek demek. Bedeli büyük olduğu için olması istenenden kaçmak değil, bedeli büyük olduğu için olması istenene koşmak demek. O hâlde istemek demek, herşeyden evvel bedeli büyük olanın olmasını istemek demek. İstemek bedeli seve seve ödemek, bedeli göze alınan şeyin olmasını istemek demek.
Gönül cenneti istiyor imiş ammâ günahlar bırakmıyormuş.
Söylesene sevgili dostum, günahlar da kim oluyormuş? Gönlümüze ket vuracak, gönlümüzün isteklerini, istediklerini engelleyecek günah mı varmış bu dünyada?
Gönül bir kere istese, gönlün kendisi cennet olmaz mı? Bir kere, evet bir kere gönül cenneti istese dağlar tepeler düzlük, denizler yol olmaz mı insana?
Günah adam gibi istememenin, isteyememenin adı değil mi zâten? Günah istemesini bilmeyenlerin, istemek nedir bilmeyenlerin içine yuvarlandığı çukur değil mi?
Evet günah: olmayanlara, olmayı adam gibi istemeyenlere verilmiş bir ceza. Günah bir sebep değil, bilakis günah tamıtamına bir âkibet, bir sonuç, hem de istemeyi bilmemekten hâsıl olan bir sonuç. Günah, istemeyenlerin, istemesini bilmeyenlerin, istemek nedir bilmeyenlerin ağına düştükleri avcı... tutkusunu kaybetmişlerin kucağında uyumayı tercih ettikleri yosma... ölmeyi göze alamayanlara kurulan darağacı... çeşm-i siyahın ta kendisi günah. Ağlayan değil ağlatan, sızlayan değil sızlatan. Günah tutkusuzlara özgü bir ceza... tutmaktan vazgeçenlere... —ağzım kurusun— tutmaktan değil, tutulmaktan korkanlara musallat olan belâ. Evet, isteyenlerin değil, istemekten çekinenlerin belâsı hem de.
— "İsteseydin, eğer gerçekten isteseydin, olmak istediğin, olmasını istediğin olurdu. Olmadığına göre sen henüz istememişsin demektir."
İsteseydin eğer, isteğinin şiddetinden, istemenin muhabbetinden yer yarılır, gök parçalanır, ma'dum mevcud'a, adem vücûd'a inkilâb ederdi. İsteseydin eğer, günahların yok olurdu. Bir kere isteseydin, evet bir kere gerçekten isteseydin olan olurdu; olacak olan olurdu. İsteseydin olmaz bile olurdu...
Sen hiç istemedin ki dostum! İstemek nedir bilmedin ki! Hiç tutulmadın sen! Tutkuların için ölmedin ki! İsteseydin ölürdün, ölseydin olurdun! Sen hiç olmadın ki! Evet, olmadın, çünkü sen hiç ölmedin! Ölecek kadar istemedin, ölümün pahasına istemedin, ölümüne istemedin! İsteseydin ölürdün. Ölseydin olurdun. Ne öldün ne oldun. Çünkü sen istemedin. İsteğini, istediğini aslında dile bile getirmedin. Öyle ya, bir kere dile getirseydin, olurdun. Bir kez adam gibi aklından geçirseydin hemen orada olmuş ve ölmüş idin.
Sen hiç istemedin ki dostum! İstemesini bilmedin. İstemek nedir bilmedin. Çünkü sen ol deyince olduranı hiç tanımadın.
"Çok istiyorum ama olmuyor" dedi delikanlı. "Ne yapsam olmuyor. İnanınız, elimden geleni yaptığım hâlde olmuyor."
"Sen istemek nedir hiç bilmiyorsun ki!" diye cevap verdi yaşlı adam, hafifçe sesini kısarak. "Gerçekten isteseydin olurdu. Evet, hiç boşuna yorma kendini! İsteseydin, eğer gerçekten isteseydin, olmak istediğin, olmasını istediğin olurdu. Olmadığına göre sen henüz istememişsin demektir."
"İstemek, birşeyin olmasını istemek, gerçekten istemek nedir o hâlde?" diye saf saf sordu genç.
VE suâlinin cevabı hemen geldi:
— "İstemek, olmayı istediğin, olmasını istediğin şey için ölmeyi göze almak, ölecek kadar istemek, hatta olmak için, olması için ölmek demek."
İstemek, birşeyin olmasını istemek, onu dilemek, onu arzulamak: tutkuyla, hırsla, ihtirasla onun olması için yanıp tutuşmak demek.
Ah ne zordur istemek? İstek sahibi olmak... tutku sahibi olmak... tutmak için tutuşmak... tutmak uğruna tutuşmak... tutuşmak pahasına tutmak.... tutarken ve sırf tuttuğu için tutuşmak... yanmak yani... olmak için ölmek... ölmedikçe olmayacağına, olunamayacağına inanmak...
İstemek... birşeyin olmasını istemek... olmayı istemek...
Yani?
İstemek 'bedel ödemek' demek. Bedelini hesap etmeksizin istemek demek. Bedeli ne olursa olsun istemek demek. İsteğin şiddeti arttıkça ödenecek bedelin miktarının da artacağını bilmek demek. Bedeli büyük olduğu için olması istenenden kaçmak değil, bedeli büyük olduğu için olması istenene koşmak demek. O hâlde istemek demek, herşeyden evvel bedeli büyük olanın olmasını istemek demek. İstemek bedeli seve seve ödemek, bedeli göze alınan şeyin olmasını istemek demek.
Gönül cenneti istiyor imiş ammâ günahlar bırakmıyormuş.
Söylesene sevgili dostum, günahlar da kim oluyormuş? Gönlümüze ket vuracak, gönlümüzün isteklerini, istediklerini engelleyecek günah mı varmış bu dünyada?
Gönül bir kere istese, gönlün kendisi cennet olmaz mı? Bir kere, evet bir kere gönül cenneti istese dağlar tepeler düzlük, denizler yol olmaz mı insana?
Günah adam gibi istememenin, isteyememenin adı değil mi zâten? Günah istemesini bilmeyenlerin, istemek nedir bilmeyenlerin içine yuvarlandığı çukur değil mi?
Evet günah: olmayanlara, olmayı adam gibi istemeyenlere verilmiş bir ceza. Günah bir sebep değil, bilakis günah tamıtamına bir âkibet, bir sonuç, hem de istemeyi bilmemekten hâsıl olan bir sonuç. Günah, istemeyenlerin, istemesini bilmeyenlerin, istemek nedir bilmeyenlerin ağına düştükleri avcı... tutkusunu kaybetmişlerin kucağında uyumayı tercih ettikleri yosma... ölmeyi göze alamayanlara kurulan darağacı... çeşm-i siyahın ta kendisi günah. Ağlayan değil ağlatan, sızlayan değil sızlatan. Günah tutkusuzlara özgü bir ceza... tutmaktan vazgeçenlere... —ağzım kurusun— tutmaktan değil, tutulmaktan korkanlara musallat olan belâ. Evet, isteyenlerin değil, istemekten çekinenlerin belâsı hem de.
— "İsteseydin, eğer gerçekten isteseydin, olmak istediğin, olmasını istediğin olurdu. Olmadığına göre sen henüz istememişsin demektir."
İsteseydin eğer, isteğinin şiddetinden, istemenin muhabbetinden yer yarılır, gök parçalanır, ma'dum mevcud'a, adem vücûd'a inkilâb ederdi. İsteseydin eğer, günahların yok olurdu. Bir kere isteseydin, evet bir kere gerçekten isteseydin olan olurdu; olacak olan olurdu. İsteseydin olmaz bile olurdu...
Sen hiç istemedin ki dostum! İstemek nedir bilmedin ki! Hiç tutulmadın sen! Tutkuların için ölmedin ki! İsteseydin ölürdün, ölseydin olurdun! Sen hiç olmadın ki! Evet, olmadın, çünkü sen hiç ölmedin! Ölecek kadar istemedin, ölümün pahasına istemedin, ölümüne istemedin! İsteseydin ölürdün. Ölseydin olurdun. Ne öldün ne oldun. Çünkü sen istemedin. İsteğini, istediğini aslında dile bile getirmedin. Öyle ya, bir kere dile getirseydin, olurdun. Bir kez adam gibi aklından geçirseydin hemen orada olmuş ve ölmüş idin.
Sen hiç istemedin ki dostum! İstemesini bilmedin. İstemek nedir bilmedin. Çünkü sen ol deyince olduranı hiç tanımadın.
8 Ağustos 2011 Pazartesi
En Yakın
En Yakın
Butun insanlığı dövsen havanda,
Zerre zerre herkes yine yalınız.
boşlukta yol alan uçsuz kervanda,
Her şey tek basına, dağ, tas ve yıldız.
Herkes bir vücutsuz hayal peşinde;
Esini kaybetmiş herkes esinde.
İçinizde yiv yiv derinlesirde,
Çıksın karsınıza en yakınınız|
Necip Fazıl Kısakürek
Butun insanlığı dövsen havanda,
Zerre zerre herkes yine yalınız.
boşlukta yol alan uçsuz kervanda,
Her şey tek basına, dağ, tas ve yıldız.
Herkes bir vücutsuz hayal peşinde;
Esini kaybetmiş herkes esinde.
İçinizde yiv yiv derinlesirde,
Çıksın karsınıza en yakınınız|
Necip Fazıl Kısakürek
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













.jpg)



